Erhan Us | AD1644 Marketing Group CEO


“Var olmak algılamaktır. Ağaçlar, onları algılayan birileri olduğu sürece vardırlar. Issız bir ormanda bir ağaç devrilse kimse duyar mı? dedi 1700’lerin başlarında Berkeley. Peki duyulmamışsa bu olay gerçekleşmiş midir?

Nerede, nereye, ne kadar yakın olduğunuzu bir düşünün. Toplumsal kurgu içinde kendi kimliğinimizi nasıl konumlandırdığımızı. Bütün bunları yaratan, bir arada tutan, toplumları birbirine bağlayan şey, hikâyelerdir. Peki neden önemliler? İlgi çekiyor, zaman sınırını aşıyor, neden-sonuç bağları ve aidiyet yaratıyorlar..

 İnsanın düşünen bir hayvan olmasından biraz daha fazlası; bilgilerini aktarabilen bir hayvan oluşudur ki evrimsel-psikolojik süreçler yüzünden, hikâye anlatıcılığımız edebî temelli olmaktan ziyade aslında hayati amaçlar içindir. Hatta dedikodu üzerinedir. Bir milyon yıl öncesinde, yaşam mağaralardayken bile deneyimlerin duvarlara çizilerek paylaşıldığını biliyoruz. İlkel anlamdaki bu hikâyeler genel çerçeve itibariyle; şaşkınlık, korku, şiddet veya zaferler ile ilgiliydi. Tanıdık geldi mi? Günümüzde de en çok satan hikâyeler bu temeller üzerine inşâ edilmiyor mu? Eklenen başlıklarımız da var; dram, cinsellik gibi sonraki dönemlerde ayrıntılı ele alacağımız konular.

Nedenselliğe oldu olası bir zaafı vardır insanın; merakını da diğer canlılardan ayıran budur; yaşadığı olayın öncesine ve onun öncesine… Öğrenmek zorundadır başına gelenleri, merakına yenik düşmek zorundadır. Zorundadır, çünkü zincirleme reaksiyonları kurcalayandır insan. Burada beynini kullanmadığında ikinci el değerinin daha yüksek olacağına inanıp, bizimle aynı havayı yakan canlılardan söz etmiyoruz. Homo Sapiens; bir hikâyeye sahip ve ona ait olmalıdır ki, psikolojik ihtiyaçları da bir çözüme kavuşsun.

Karakterinin kuvvetine ve yaşadığı olaylara göre insan da; hayatı ve dünya görüşü doğrultusunda kendini belli gruplar/hikâyeler içinde konumlandırır. Kendi hikâyesine benzeyen parçaları benimser, yapmak isteyip yapamadığı, olmak isteyip olamadığı öğeler ile bağlar kurar. İlgisini çeken şeyi, iyi/kötü veya gerçek/yalan içerikleri başkalarına aktarır. Bir adım sonrası ise: aidiyet. *”Kızım bak bu fotoğrafın çekildiği gün … yapmıştın.”* Anılarına ait bir canlıdır o. Bu yüzdendir ki bir fotoğraf aslında bir fotoğraf değildir, hikâye sağlam oluşturulduğu sürece. Özetle bir eser, bir eserdir. Onu özel kılan, hikâyesidir.

Başınızdan geçen veya tarihi bir olayı çevrenizdekilere, hikâye konseptine sokmadan aktarmayı deneyin, yapabilirseniz… 

Tatile gittiğiniz şehirde, muhteşem bir yapının yanından geçtiniz… Büyülenip fotoğrafını, snaplerini çektiniz, “story”lerde paylaştınız, harika. Geriye baktığınızda estetik bir kazanım haricinde ifade ettiği şey; hiçbir şey.

Ülkemizde zaten vizyon sorunları ile boğuşuyoruz; buna bir de destinasyonlarda hikâye anlatamayışımız eklendiğinde, kimse anlatılanlar kadarını bile umursamayacak. Roma/Colesseum’u özel yapan, mimariyi tamamlayarak anlatılan gladyatör hikâyeleridir. Paris/Eiffel’e baktığımızda hikâye Hollywood Etkisi anlamında güçlü olsa da gittiğinizde zayıftır, bu noktada bkz.Paris Sendromu. Zaman-mekan ilişkisi, her sektörde, nedenselliğin farkında olmayan ölümlüleri bile etkisi altına alır. Doğru aktarıldığında; ayağınızın şu an bastığı yere 100, 1000, hatta 10.000 yıl öncesinde başka birinin bastığı ve şimdi şaşkınlıkla dinlediğimiz, tarihsel önemi hâiz olayların parçası olduğunu bilmek, beyin için büyüleyicidir. Bu sayede görmeye/tanımaya zaman ayırdığımız şeylerin aslında buna değip değmediğini anlarız.

Hikâyeyi aktaranlar tarihçiler, arkeologlar, yazarlar..vb. olsa da; ziyaret eden kişi ile hikâyenin bağlantı kurması ancak, olay yerindedir; ki ‘olay yeri’ dediğimiz bölgelerin, bugün turistik anlamda nasıl formatlarda sunulduğunu/pazarlandığını biliyoruz. Bu alanlardaki işletmeciler/yetkililer hikâyeleri ilgi çekici tasarla(ta)madığı, konuklara doğru aktarım ortamını yaratmadığı sürece de insan merak bile etmeden, anlatılamayanların, bakmadan yanından geçip gitmeye devam edecek. Ve yakınıp duracaklar hiçbir şey yapmadan, “Turizm ölüyor, suçlu kim?” diye… 

 

Reklam

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here